31 Ekim 2014 Cuma

Barışa çağrı

Belki bazılarınıza ters gelebilir.

Bazılarınızın da hoşuna gidebilir şimdi yazacaklarım...

Peşin hükümlerle karar vermeyin ne olur...

Derdim anlamaya çalışmak.

Anlatmaya çalışmak...

Şimdi karanlık bir geçitten geçiyoruz...

En önemli derdimiz de barış umutlarının her geçen gün biraz daha tükenmesi...

Kafalar hala bulanık...

Karşılıklı salvolar, meydan okumalar barış umuduna ne kadar çok zarar veriyor, bilseler...

Hele iktidarın Kobani direnişine başından beri düşmanca yaklaşımı, her şeyi alt üst etmeye, kin ve öfkeyi ayaklandırmaya yetmedi mi?

Şimdi ulusalcıyım diye mangalda kül bırakmayanlar empati yeteneklerini hepten yitirmediler mi?

Gazete manşetlerinde Kobani'ye yardıma koşan Peşmerge ordusunu PKK hamisi diye ilan ederek kafalarda nöbet tutmuş intikam arzularını kamçılamadılar mı?

Başta tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı ateşe benzinle gitmedi mi?

Basın sözcüsü Arınç "barış sürecine mahkum değiliz" demedi mi?

İşlerine gelmedi mi barış sürecini ne çabuk askıya aldılar...

Aslında barış sürecini başından beri iktidarlarını güçlendirmek ve başkanlık emellerini gerçekleştirmek için kullanmadılar mı?

Kürt siyasetinin silahlı tarafı bu oyalamayı gördü ve o da tehditler savurdu, arkasından şehit haberleri gelmeye başladı...

Ülke yeniden yasa boğuldu...

İyi mi oldu?

Kimileri seviniyordur belki...

Ülke kaosa sürüklensin, ordu darbe yapsın falan diyenler vardır muhakkak...

AKP muhalefetini Kürt-Türk düşmmanlığı üzerine bina etmeye çalışmak kadar büyük bir hainlik olabilir mi?

Burada barışı savunan Kürt siyasetçilerine de bir sözüm var...

Gelin silahlı kanatlara şu mesajı verin:

"Evet, derhal silahları bırakın...

Silahlı mücadeleye son verdiğinizi ilan edin..."

Öcalan'a gerek kalmadan...

Bunca dökülen kanı, uzun bir bilançonun kapanış maddesine yazın ve bu yoldan hesaplaşmaya bir son verin...

AKP Hükümetinin elinden bir kozu alın....

Bakalım karşınızdakiler barış görüşmesinin adını alabilecekler mi ağızlarına bir daha, görün...

Evet, eğer silahlar susarsa AKP nin barış oyalama taktiği de sona erecektir bundan emin olun...

O zaman niyetler gün ışığına çıkar, barışı sürecine sığınma gerekçeleri ortadan kalkar ve gerçek yüzlerini saklayamazlar...

Şimdi olduğu gibi...

İşte bunun için silahlar derhal susmalı...

Her kurşun iki halkın arasını daha çok açıyor...

Bu keskinleşen kırılma bizi iç savaşa götürür...

Kazananı olmayan bir savaşa sürükleniriz unutmayın...

Kürt siyasetçilerine büyük görev düşüyor bu konuda...

Biliyorum, içlerinde bunun muhasebesini yapan sorumluluk sahibi olanlar var...

Aynı zamanda kürt sorununa başından beri farklı bakan ve çözüm üretmeye çalışan sorumlu, demokrat, empati sahibi CHP liler de var, biliyorum..

Onlara da sesleniyorum...

Gelin silahalarını bırakmış bir kürt siyasetinin partneri olun...

AKP'nin terk ettiği alanı doldurun...

Ama onun gibi davranmayın...

Barışın kökleşmesi için taa 1989 yılında yazdığınız raporu bir kere daha okuyun, "artık yeni bir şeyler yapılmalı" deyip harekete geçin...

Demokrasiyi kurmak, özgürlükleri güvence altına almak, hukuk temelli bir topluma kavuşmak kürt gerçeğini ıskalayarak olmaz, anlayın...

Aynı şekilde, Birleşik Sol Muhalefete de görev düşüyor...

Onlar da seslerini barışın sağlanması için var güçleriyle çıkartsınlar...

Ülkenin sağ duyulu bütün muhalafeti bu konuda iş birliği kapılarını açsın...

Yoksa çok kötü günlere, büyüyerek yuvarlanan bir kartopu gibi sürükleniyoruz...

15 Ekim 2014 Çarşamba

CHP Kobani'de çözüm arayışında

Dün Gürsel Tekin'in protesto olayları nedeniyle yaptığı açıklamayı okuduktan sonra yazmaya karar verdiğim yazıyı bu günkü Basın Toplantısına kadar ertelemem iyi oldu...

CHP içinde kurultay sonrası güç kazanan duyarlı, yenileşmeden yana bir takım insanların yeni CHP'e etkin olmaya başlamalarını görmek gerçekten sevindirici...

Hükümetin Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın başbakanlığı döneminden miras kalan Suriye politikası bilindiği gibi hem Esad'ın devrilmesine hem de Rojova'daki demokratik kürt yönetimine karşı bir mücadele vermeye yönelikti.

Bölgede itibar ve üstünlük kazanmak, bunu da Müslüman Kardeşler ittifakı üzerinden başarma hayalleri taşıyan bu politika Esad'ın devrilmesine karşı mesafeli duran Batı'lı dostlarınca tasdik görmedi. Sonuç olarak, Ortadoğu'da yalnızlaşma süreci hükümeti çaresiz bıraktı.

"Değerli yalnızlık" böyle bir politikanın sloganı oldu...

Ne var ki IŞİD'in Irak'tan çekilip Rojova'ya yönelen saldırganlığı Erdoğan Hükümeti tarafından yeni bir fırsat olarak görüldü.

Şimdi ikili bir oyun oynanacaktı...

Bir yandan IŞİD'in elindeki rehineler bahane edilerek, müdahale yapmak isteyen koalsiyon güçlerine istenen destek verilmeyecekti...

Öte yandan ise Rojova Devrimi ile sağlanan Kürt kazanımlarını, batılı ortaklarını da ikna ederek, doğrudan bir müdahele ile yok etme planı devreye sokulacaktı.

Bu plan işlemedi. Ama diğer yandan IŞİD'in katliam yaparak ilerlemesine ve güçlenmesine göz yumuldu.

IŞİD'in elinden rehineler kurtarıldıktan sonra ise asıl amacın yine IŞİD ile mücadele olmayıp PYD, yani Batı Kürdistan yönetimi olduğu daha iyi anlaşıldı.

IŞİD canavarlığından kaçan Kobani'li kürt sığınmacıların ise daha sonra sınırımızı geçmelerine göz yumulması kararı PYD'yi sınır ötesinde itibarsız ve yalnız bırakma amacıyla alındı. Bu nedenle PYD'nin bütün silah yardımı çağrılarına, "daha fazla ne yapalım, bundan da siz sorumlusunuz" denilerek cevap verildi.

İŞİD tarafından ordusu yok edilecek bir Rojova'nın, Kürtlerin barış müzakerelerinde elini zayıflatacağı, bölgedeki moral üstünlüğünü yok edeceği düşünüldü...

Burada Erdoğan ve Hükümetin, çok yönlü hesaplar içinde olduğu da gözden kaçmıyor...

Koalisyon ortaklarına şartlı destek ileri sürererek işi yokuşa sürerken içerde ise yaygınlaşması beklenen kürt aleyhtarlığını kullanıp Kürt politikasında geleneksel çizgiye çekilmek isteniyor, Ülkücü kartı devreye sokuluyor...

Böylece başta askerler olmak üzere Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine duyulan hazımsızlığı bu kez Suriye'nin kuzeyinde yaşamak istemeyenleri kendi safında görmek, somut ilerlemenin sağlanmasına engel saydığı kürt siyasi mücadelesini görmemezlikten gelerek çatışmacı ve oyalayıcı bir taktikle, barış sürecinin adil bir şekilde sonuçlanmasından rahatsızlık duyan çevreleri, kurumları rahatlatmak istiyor...

Yükselen toplumsal kırılmanın yansıması olarak yaşanacak kargaşa ve çatışmalar herkesi korkutuyor. Bunun arkasından kaçınılmaz olarak gelecek müdaheleci bir zihniyetin yeniden hortlaması ihtimali herkesin kanını donduracak bir hayalet gibi aramızda dolaşıyor.

Öcalan'nın pek dikkate alnmayan "Darbe tehlikesi" uyarısı aslında hükümetin izlediği tutumun perde arkasını anlamamızı sağlıyor...

AK Parti ve şimdi Cumhurbaşkanlığı makamında gücünü arttırma hazırlıkları yapan lideri böyle bir tehditi eskiden olduğu gibi cesurca geri püskürtecek dik duruşa sahip değil artık. Çünkü, iş birliği yapmak zorunda olduğu çevreler ile yeni bir mutabakat sınırları çervesinde hareket etmek zorunda...

Demokrasi sınırlarını çok geride bırakan bir Erdoğan ve AK Parti yönetimi var şimdi karşımızda.

Siyasal varlığını demokratik duruşa değil statükoya dayayan bir iktidardan söz ediyoruz. Böyle bir iktidardan da barış ve demokrasi adına ne beklenir ki?

***

İşte tam bu noktada CHP'den gelen ve Kılıçdaroğlu'nun yaptığı basın toplantısı ile dile getirilen öneriler içimize su serpecek değerdedir bence...

Kılıçdaroğlu'nun aşağıdaki sözleri son derece önemldir ve dikkate alınmalıdır:

"Gelin, askerimizin kara harekatını Kobani’nin kurtarılması ve IŞİD’ten temizlenmesi amacıyla sınırlandıralım. Tezkereyi hemen çıkaralım böylece halkımızın akrabalarını IŞİD’in öldürmesine izin vermeyelim.

Askerimizi derhal geri çekeceğimizi de taahhüt edelim. Tezkereden yabancı asker konuşlandırma maddesini çıkaralım. Hava harekatları için işbirliği sağlayabileceği maddeyi koyalım. Böylece herkes hedefi ve kapsamı belli olan bir tezkereyi benimsesin. Biz de CHP olarak her türlü desteği verelim.

İç barışımızın yeniden tesisine gelince, çözüm süreci denen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi yayılmacı hülyasını gerçekleştirinceye kadar Kürt vatandaşlarımızı oyalama egzersizi artık boş çıkmıştır. CHP toplumsal barışın tehditte bulunduğu bu dönemde, kimsenin aldatılmadığı çoğulcu bir çözüm zemininin Meclis’te taşınması konusunda sorumluluğu yerine getirecektir."

Görülüyor ki hem IŞİD karşısındaki oportunist AKP politikaları hem de yaratılan gerginliklerle kopma noktasına gelen barış süreci müzakereleri için artık yeni bir çözüm umudu doğmuştur.

Umarım CHP bu tavrını kendi tabanına ve Kürt halkına başarılı bir şekilde izah eder ve AKP oyunu bozulur...

BABAMA MEKTUBUM

Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde  benim de  gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...