Şu silah bırakma hikayesi 2009 yılında AKP yönetimi tarafından ilan edilen “Kürt Açılımı” olarak başlayan görüşmelerden sonra 2015 yılında iyice çıkmaza giren sürecin tersine tereyağından kıl çeker gibi kolaycacık nasıl bu noktaya geldi? Binlerce insani kayıplara, milyar dolarlarla ifade edilen harcamalara, heba edilen onca zamana bakıp aklınıza şu soru gelmeli: Ne oldu da size yarım asır düşmanlık yapmış silahlı bir örgütle bir müzakere sürecini başlatıp kısacık bir sürede istediğinizi alıverdiniz?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin , PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” için yaptığı çağrı ile başlayan süreç nasıl oldu da bu evreye hemen geliverdi sorusunu aklı başında herkesin cevaplaması gerekiyor.
Bir şeyler oldu da nasıl oldu bilmiyoruz diye geçiştirmek mümkün mü bunu?
Suriye'de Esad rejiminin yıkılması ile başlayan işaret fişeği ile ülkenin kuzeyindeki PYD-YPG yönetimini yeni Suriye rejimine entegre etme planlarının uygulamaya dönüştüğünü öğrenmeyen kalmamıştır herhalde.
Bu konsalidasyon projesi ile İsrail tarafını da güçlü kılacak şekilde formüle edilen, Türkiye tarafına da "merak etmeyin size de bir faydası olacak bunun" deyip PKK'ya ayar çekme mekanizmasını ateşleyen, bölgedeki yeni konumlanmaya itirazı engellemeyi başaran kimler acaba?
Bunları yazıldı daha önce de. Yazılanlar apaçık sahnelenen oyunu duyurdu ve artık her şey yerli yerine oturdu. Şimdi bunun iç siyasette semirilmesi ve faydaya dönüşmesi süreci başladı diyebiliriz. Eğer beklenen gibi olursa her iki tarafı da memnun edecek sonuçlardan en önemlisi 23 yıldır iktidarda olanların yüzünün gülecek olması ve bir 5 yıl daha yola devam diyebilecekleri bir seçim zaferini karşılama hazırlıkları diyebiliriz.
Hikayenin hep mağduru olarak kalmış Kürt tarafına gelince, "yılmadık, kazandık" nidaları yükselecek, Cumhuriyetin kurulma yıllarına kadar uzanan bir hesaplaşmayı da hatırlatarak zaferin öteki parçası görecekler kendilerini.
Silahlar susunca elbet iyi olacak. Ama değişmeyenlere bakınca içiniz rahat olacak mı? Kürt kardeşlerimizin refaha kavuşmaları, bekledikleri eşitlik ve adalete kavuştuklarını söylemek o kadar kolay mı?
Elbette bu mücadelenin bir de öteki yüzü var, devam edecek olan. Silahlı tarafın bundan sonra devre dışı kalması demokratik yollarla hak arayışında bir engelin kalkması anlamın geliyor sonuç olarak. Ama asıl mücadele bundan sonra başlayacak demeyi unutmayalım. Bunun için silahların bırakılması ile suça bulaşmış bir mücadele biçiminin rafa kalkmasının sağlayacağı açılım fırsatı kullanılmalı. Bunu yaparken hafızalarda kötü yer etmiş tarihsel karakterlerin ve yapılanların vereceği güven ve itibar zedeliyici duygulara ne demeli? İnsanlığın hafızasını yok sayamaz kimse. Sonuçta başlayan değişimi olumlu bir çizgiye oturtmak ise demokratik bir iklime ve kararlı bir iyi niyet çabasına bağlı.
Ben komplo teorilerini sevmiyorum. Tarihsel değişimin çok katmanlı ve çok yönlü süreçlerden geçerek çoğunluğun iradesiyle oluşan bir yöne evrileceğini ve böyle bir çabanın gücüyle orantılı başarılı olunacağını düşünenlerdenim.
Ama boş bir iyimserlik yerine gerçekçi de olmak zorundayız. Nasıl bir siyasi olgunlaşma süreci bizi bekliyor? Üst üste binmiş hatalar, bağnazlıklar, akla uymayan ısrarlar yerine bunların yerini dolduracak toplumcu sınıfsal bir nesnelliğe oturan, hafıza kirliliğini kaldıracak bir dayanışma ve beraberliği nasıl kuracağız, asıl sorun bu olmalı.
Bunun için her iki tarafın samimiyet göstergelerine bakmalıyız. Ancak dediğim gibi yine de bunu sağlayacak olumlu, demokratik ve hukuka saygılı bir siyasi iklimin olması şart. Yoksa sonuç yine hüsran olacak.
Bu açıdan analiz ettiğimde gelinen noktanın yine de kalıcı bir iyimserlik sağlaması yönünde katkıda bulunacağını ancak bunu engelleyecek çok yönlü tehditler bulunduğunu da hatırlayarak yola çıkmak gerektiğini düşünüyorum ben de.
Türkiye her yönden zor bir dönemece giriyor. Siyasi havadaki sertleşme , yok sayma, hukuku itibarsızlaştırma olgusunu görmemezlikten gelemeyiz. Kısa vadeli hesaplar yerine toplumsal bütünlüğü sürdürülebilir kılacak ekonomik ve kültürel dönüşümü sağlayacak yeni bir paradigmaya ihtiyacımız olduğu çok açık. Yeni bir barışçı ve yapıcı düzlemde Türkiye açısından meselelere odaklanacak bir siyasi bilinci savunmak zorundayız.