23 Haziran 2021 Çarşamba

İSMET İNÖNÜ'NÜN KAYIP BÜSTÜ DE NERDEN ÇIKTI SIMDI?

Niye aylardır peşindeydim bu büstün? Belki bazi dostlarim soruyordur...Olayı ilk önce Ali Rıza beyin hala yeni baskısı yapılamayan kitabından öğrenmiştim. Ne değerli bilgiler saklıdır bu kitapta, bilseniz. Onlardan biri de İsmet İnönü'ye ait kayıp büst ile ilgili olanıdır. Bu beni farklı yorumlara sevk etti başından beri...Trakya'da böyle bir büst ilk olarak Kırklareli'inde açılmıştı, bu önemliydi önce. Yıl ikinci dunya harbinin başlarıydı. Sınırdan Alman ordularının top sesleri duyuluyordu. Diğer Trakya halkı gibi Kırklarelilller de şehri terk ediyorlardı. Korkuyordu herkes. Gözler İsmet İnönü'deydi. Onun Hükümetinin alacağı kararlar insanların hayatını belirleyecekti.Acaba savaşa girilecek miydi? Trakya insanı 1912 den  beri savaşmaktan yorgun, bitkin düsmüştü. Balkan Harbi bitmiş, Birinci Dünya Harbi baslamıştı. Köyler boşalmış, çocuklar babasız, kadınlar kocasız kalmışlardı. Topraklar ekilemiyordu, kıtlik, açlik insanları tehdit ediyordu. İaşe sorunu idarecileri endişelendiriyordu.  İşgallerin arkasi kesilmiyordu ayrıca. Daha 1922 yılında en son Yunan işgali yaşanmıştı, insanlar çok çile çekmişlerdi. Bu topraklar acılarla yüklü kötü anılarla doluydu. Savaştan yana olan Nazi hayranlarının uğraşlarına rağmen yönetim Almanya ile ilişkileri  dikkatli bir politika ile yönetiyor ve harbin çılgınlığından uzak kalmaya çalışıyordu. İste İnönü Büstü  bir serhat kentinde  böyle olağan üstü günlerden geçerken halkın "milli şef"lerine bir teşekkürü sayılıyordi. Bustü Kırklareli için anlamlı kılan hikaye budur. Ama hikayenin gerisi de manidardır. Bu ise Türk siyasi hayatının karakteristik ýönlerindendir. 1950 seçimlerinde tek parti rejimi bitince eski hatıralar unutulur, büst yerinden sökülerek komutanlik bahçesinin karşısındaki hapishaneye kaldırılır. Hikaye bununla kalmaz, büst orada kimsenin haberi olmaadan yıllarca bekler. Hapishane bir gün yıkılıncaya kadar...Bulanlar şimdi yaşadığımıza benzer bir şaskinlığa kapılırlar. Müze yetkilerine sorulur. Onlar önemsemezler, "koyun bir kenara, sergilenmeye değmez" derler. Ama devlet geleneği gereği bulunan şey ne olursa olsun yok edilmez, muhafaza altinda tutulur ve bir depoya konur. Yıllar geçer ve bir depodan bir depoya  taşınsa da kimse devlet malıdır diye büste bir zarar vernez,ama kimse de ne işe yarar diye sormaz! Gerisini anlatmama gerek var mı? Birilerini eleştirmek değil niyetim, olan olmuş diyorum ve şasırmiyorum aslında. Bu da küçük bir örnek nasıl olsa! Ama sorulacak sorular, yapılacak yorumlar, alınacak dersler var derseniz haklısınız. Onu da yazarim bir gün.

KÖTÜLER DÜŞÜNSÜN

 Her pazartesi paylaştığım yazılarımı bir süre  Ayvalık  Postası olarak okuyun lütfen. Hayatımın  Ayvalık yarısı İstanbul'u düşleyerek geçer. Kışın da tersi olur. Hayat hep böyle geçer zaten. Her şey kavuşana kadar başka bir güzelliğin içinde sarılıdır size sunulmaya hazır. Değeri unutulur kavuştuktan sonra, hem de hiç farkına varmadan. Yaşadığınız anın hakkını verin  der dururuz da uygulamaya gelince unuturuz bazen bunu. Mutlu olmak insanlar için ne kadar zor değil mi? Oysa sabahları kumruların ve serçelerin seslerini dinleyerek uyanıyorum burada. Onların ne kadar mutlu olduklarını düşünerek kendime moral yüklüyorum. Kahvaltıdan sonra rutin hale gelen sabah yürüyüşüm için bana daha sakin gelen Şirinkent yolunu seçiyorum. Ağaçlarla, yabani bitkilerle konuşuyor, yol kenarında boyları  uzamaya başlayan sazlıktan geçerken mutlu oluyor, dinlenmek için oturduğum bankta İpek kafenin olduğu koydaki ışık oyunlarını  seyrediyorum. Bu fazla uzun sürmüyor, vücudumu tembelliğe alıştırmadan yeniden yola koyuluyorum. Dönerken Basın Kent'in bahçelerinden geçiyorum. Oradaki dev kaktüslere merhaba diyorum, pembe zakkumları içimden öpüyorum, ağaçların arasından duyulan kuş seslerini  dinliyorum. Adımlarımı hızlandırıyorum sonra. Güneş fazla yükselmeden eve varmalıyım. Yorgunluk garip bir şekilde  mutlu olmanın işareti buralarda. Çünkü yorulduysanız yaşıyorsunuz demektir. Bir öğlen uykusu ise bu yorgunluğu üzerinizden atacak bir ilaç size. Her şey bu kadar basit değil burada elbet. Sorunlar, yapılması gereken işler, tartışmalar da günün bir parçası. Ama insan her şeye rağmen huzurlu ve yaptığının doğru olduğuna inandığında zorluklarla daha iyi savaşabiliyor. Uzun lafın kısası burada hayat çabuk geçiyor. Kötüler düşünsün.

BABAMA MEKTUBUM

Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde  benim de  gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...