8 Ocak 2014 Çarşamba

Buraya nasıl gelindi?

Erdoğan Cemaat ile savaşı birden bire neden başlattı? Gecen yıl 7 Subat'ta kendisine yapılmak istenen komployu unutamadığını düşünsek bile bence asıl nedeni başka bir yerde aramak gerekiyor.

Cemaat ile Erdoğan arasındaki çatışma Erdoğan'nin otoriter politikasının bir sonucu.

Erdoğan 2015'de yapılacak genel seçimden  önce  bu yıl yapılacak Cumhurbaşkanı seçimine odaklanmış gözüküyor.

Yetkileri güçlendirilmiş bir  devlet başkanlığı modelini hayalinden geçirdiği herkesin malumu. Ancak, Gezi olaylarınden sonra başkanlık şansı epey azalmış görünüyor. Geziye öfkesi bundan kaynaklanıyor zaten. Ama her şeye rağmen Cumhurbaşkan'lığından vazgeçmediği bir gerçek.

Bu ısrarın arkasında  bir  korku boyutu var.

Ak Parti iktidarı ordunun vesayetini ortadan kaldırmakla ülkedenin kaderini değiştirecek önemli bir yapısal değişime imza attı. Devrim sayılacak nitelikte bir dönüşümdü bu ve  elbette eski düzenin savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Hele Ergenekon yargılamalarındaki usulsüzlükler, hukuk dışı uygulamalar bu tepkinin yayılmasında etkili oldu, Erdoğan ve partisine  öfke tırmandı.

Erdoğan o zamanki yargılamalar sırasında yaşanan hukuk dışı uygulamalar nedeniyle Cemaat yanlısı bilinen savcılardan ve hakimlerden  hiç şikayetçi değildi. Yapılan  haksız göz altına almalara, uzun süreli tutuklamalara göz yumuldu. Dayanıksız suçlamalarla açılan davalara yapılan itirazlara kulak tıkandı.

Ergenekon yargılamaları sırasında ülkede demokratikleşme reformları beklentilerin tersine askıya alındı. Hatta barış sürecinin temelini oluşturacak demokratikleşme adımları  Öcalan'ın uzlaşma adımlarına  rağmen ağırdan alındı. Çıkartılan paket ise sadece bir oyalamadan ibaret kaldı. Tutuklu milletvekillerin serbest kalmalari için hiç çaba sarf edilmedi.

Erdoğan'ın başkanlık hedefine yönelmesindeki korku işte böyle bir gergin ortamın beslediği bir tedirginlikti. Başkanlık rejimini hem kendisine hem de gerçekleştirdiği siyasi dönüşümlere yönelecek tehditlere karşı bir güvence olarak görüyordu.

Ancak bu arada başka ciddi hatalara da sürüklendi.

Otoriter bir yönetimi benimsemesi, parti  içinde farklı bir rasyonaliteye hayat hakkı vermiyordu. Bu durum parti içindeki sessiz muhalefeti tedirgin ettiği gibi şimdiye kadar desteğini aldığı parti dışı çevreler de hoşnutsuzdu. Öyle ki bu mesele  Batılı devletler tarafından dikkatle izlenir olmuştu. Başta ABD olmak üzere AB ülkeleriyle aramızda açılan mesafe Erdoğan'nı başka ittifaklara savurmaya başlamıştı. Şangay Beşlisi'ne yakınlaşma temayülü böyle bir sürecin devamıydı.

Acaba Türkiye batı ile ekonomik ilişkilerin zeminini oluşturacak şekilde  hukuksal reformlarını tamamlama, devlet içinde şeffaflık ilkesini benimseme, demokratikleşme adımlarını güçlendirme anlamında tam entegrasyonu böyle bir liderin yönetiminde başarıyla götürebilecek miydi? Kritik soru buydu.

Mısır'daki darbe sonrası Ortadoğu'da, Kuzey Irak ile yapılan petrol antlaşmaları dengeleri bozabilecek boyuta tırmanabilirdi. Bu gelişmelerin bölgede  kontrol edilmesi daha güç başka uzantıları da muhtemeldi.

Bütün bu çerçevede Erdoğan Cemaat'in kendisini desteklemediğini biliyor ve hazırlıklarını buna göre yapıyordu.  Dershanelerin kapatılması kararını vermekle ilk ateşlemeyi başlatan taraf oldu. Arkası çorap söküğü gibi geldi..

Şimdi hukuk sisteminin büyük yara almasını yol açan yargıya müdaheleler yaşanıyor. En son HSYK işleyişinde yürütmenin gücünü arttıran yasa teklifinden anladığımız gibi iktidar geri dönülmez bir yola girmiş gözüküyor. Anayasal meşruluğa gölge düşürecek bu tür adımlar durumu daha içinden çıkılmaz tehlikeli bir noktaya tırmanadıracak bir potansiyel taşıyor.








BABAMA MEKTUBUM

Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde  benim de  gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...