Sonuna yaklaştık galiba. Çocuksu bir sevinçle bağırmak geçiyor içimden.
Evet, evet, evet...
Nasıl olmasın ki?
Daha hangi, bu kadarı da olmaz detirtecek şeyler yaşansın. Sindirmek, katlanmak daha nasıl olur ki.
Çaresiz kaldığında içinde gedikler açan isyan fırtınaları daha ne kadar eser ki. Daha ne olsun ki, bu kadar yeter diye bağırmaya başlaman için.
Bütün bunları kötü bir kader gibi görmeye alışmak, daha ne kadar sürsün ki. Üstelik üzerinde tepine tepine, biri biter, ötekisi başlarken.
Sonuna yaklaştık diyeceksin elbette, rahata, huzura ermen için vakit tamam. Bunu hak etmedik mi?
Baksanıza, karşımızdaki nasıl eğilip, bükülüp, binbir kılığa giriyor son defa. Yaptıklarını gördükçe kaybettiğimiz zamana acımak geçiyor içinizden, değil mi? Vah ki ne vah.
Demek bu kadar zor olacakmış çareyi bulmak.
Demek bu kadar çok ölecekmişiz dirilmek için.
Demek bu kadar çok acılar çekecekmişiz anlamak için.
Hep böyle olmamış mı?
Hayatın bir yarısı öte yarısının yarası kapansın diye geçmemiş mi hep?
Dedelerimizin dedeleri, ninelerimizin nineleri... Yaraları böyle kabuk bağlamamış mı?