Zor olduğu kadar çok farklı bir sürecin içinden geçiyoruz. Her şey hızlı bir şekilde değişiyor. Yakın bir geçmişte devlet dilinde terörist diye gecen PKK gerillaları ile kucaklaşan BDP'lilerin dokunulmazlığı konuşulurken şimdi normalleşme şartlarının taraflara getirdiği karşılıklı yükümlülükle tartışılıyor. Tabii bazılarının sinir volümleri yükseliyor ama bu tepkilere rağmen süreç artık bir daha silahların konuşmayacağı bir evreye doğru ilerliyor.
Yöntemini beğenelim beğenmeyelim, içeriğini eksik bulalım, bulmayalım; tarihsel olarak yasadığımız anın ne kadar yaşamsal bir eşik olduğunu kabul etmek zorundayız.
Hiç bir şey bütün dirençlere rağmen geçmişe benzemeyecek artık.
Her şey umut edilen kadar mükemmellikte ve herkesi mutlu edecek kadar eksiksiz olmayacak hemen. Bir çoğumuzun morali bozulacak, iyimserliğin boş bir hayal,olduğunu hatırlatan sıkıntılar yaşanacak. Hata bir şeyler iyi giderken muhafazakar dinci iktidarın demokrasi dışı alışkanlıkları ruhumuzu karartacak, beklenen özgürlükçü ortamın ertelenmekte oluşu bizi karamsarlığa sürükleyecek.
Türkiye böyle bir ülke.
Geçmişin bütün anormallikleri bir çırpıda düzelmiyor ne yazıkki...Kalıntıları temizlemek için göreve soyunanların sınıfsal, kültürel özellikleri demokras iyi kurmaya yetmiyor. Bu sadece onların yetersizliklerinden değil geçmişten miras alınan tarihsel yapının değişime direncinden de kaynaklanıyor. Cumhuriyetin yarattığı derin şartlanmaların mağdurlarından oluşan Kemalist kitlelerin kafa karışıklığı da kolay hal olacak bir mesele değil. Tarihin şekillendirdiği devrimci unsurların Türkiye koşullarında siyasal ve sosyal hayata tutunma tarzlarındaki özgünlük de süreçte yeteri kadar rol oynamalarını engelliyor.
Ama her şeye rağmen iyimser olmalıyız.
Silahın susması için otuz yıldır binlerce gencimizi yitirdik. Onları yetiştiren ana ve babaların hayatları söndü. Her iki tarafın da şehitleri unutulmaz yaralar açtı belleklerde.
Savaşırken yüreklerdeki kilidi kırmak çok zordur.
Onun için silahların susması savaşan taraflar için bir özeleştiri fırsatıdır. Anlaşma bu özeleştirinin üzerinde yükselebilirse kalıcı olabilir. Kimsenin ötekisine üstünlüğünü dayatmayacağı bir empati adil olmanın ilk adımıdır.
Buna çeşitli itirazlar gelebilir. Bunu da savaştan yana olmak olarak değil ruhlarda yaratığı tahribatın kaçınılmaz sonucu diye düşünmek lazım. Sürece itiraz edenlerin bile savaşa karşı olduklarını söylemelerini bu yüzden bir savaş karşıtlığı diye okuyabiliriz.
Şuraya gelmek istiyorum. Yaşadığımız süreç çok yönlü kırılmaların yanı sıra etkileşimlerin de geçerli olduğu karmaşık bir değişim hali. Umudu ve endişeyi yan yana yaşayabilmemiz bundan.
Ama bilelim ki hiç bir şey eskisi gibi olmayacak artık. Bunun yarattığı şok sıkıntılarla ve sancılarla atlatılacak. Zamanın bize verdiği bir şans var. Bu şansı iyi kullanabilirsek bu topraklarda gelecek nesillerin daha huzurlu ve güven içinde yaşamalarını sağlayabiliriz.
11 Haziran 2013 Salı
BABAMA MEKTUBUM
Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde benim de gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...
-
Geçenlerde bir televizyon programında dinlediğim siyaset bilimci Sezin Öney'in söylediklerine katılıyorum. DEM Parti paralel bir evrende...
-
Kadın cinayetleri bitsin derken Bitmeyen kadın cinayetlerinin ardından idam cezasının yeniden konuşulmaya başlanması korkunç. Kadını koru...
-
Şu silah bırakma hikayesi 2009 yılında AKP yönetimi tarafından ilan edilen “Kürt Açılımı” olarak başlayan görüşmelerden sonra 2015 yılında ...