(15.10.2006' da yazımıştır)
Dün akşam (10.10.2006) CNN Türk ve NTV deki programlarda yapılan tartışmalarda da gördük ki, siyasette iki ana sorun var: Kürt Meselesi(terör diyor kimileri) ve İrtica tehlikesi (şeriat tehdidi diyor kimileri). Sorunun siyasal tarafında ise iki ana cepheleşme ortaya çıkıyor:
1. Statükodan yana olanlar 2. Reform yanlıları.
Askerlerin başının çektiği birinci gurup, devlet içindeki mevcut dengelerin değişmesinden son derece rahatsız. Daha fazla özgürlük ve hoşgörü yerine mevcut yasak ve sınırlamaların aynen devam etmesinden yanalar. Sağcı partilerin ve liberallerin desteklediği reform yanlısı olanlar ise daha çok siyasal belirsizlik yerine, huzur ve istikrar için bazı fedakârlıkların yapılmasından yanalar. Toplumsal barış sağcılar için önem kazanıyor. Bunu arkasında ekonomideki olumlu beklentiler var. Sıcak para destekli, düşük enflasyonlu hızlı büyüme, bütün adaletsiz sonuçlarına rağmen ancak toplumu daha çok germeden sağlanabilir çünkü. Çatışmanın sınıfsal temelli bir politik çizgiye girmesi gibi şimdilik “acil” bir tehlike olmadıkça, irtica ve terör diye algılatılmak istenen “Kürt sorunu” için kolları sıvamanın zamanı. Değişime direnen tutucu güçlerin pasifize edilmesi de bunun başarılmasına bağlı. ABD ve AB desteği de bu noktalarda önem kazanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Kuzey Irak'taki gelişmelere karşı alınacak tavır da bu eksende belirlenecek.
Dikkat edilirse bu iyimser cephe aşırı milliyetçi tırmanışa karşı da dikkatli yaklaşıyor. DYP ve MHP’nin sağduyulu yaklaşımları yeni bir format belirleme olarak görülüyor ve genel yaklaşımla örtüşüyor. Askerlerin başının çektiği cephede ise Kürt sorunu diye bir sorunu kabul etmek bile parçalanma tehdidine sessiz kalma olarak algılanıyor. Demokratikleşme, siyasal çözüm gibi önerilere, PKK’nın elini güçlendirecek korkusuyla karşı çıkılıyor, hem de tehditkâr bir tarzda. İrtica tehlikesi söyleminin arkasında da aynı güvensizlik, kendini huzursuz hissetme refleksi var. Demokratik devlet yerine baskıcı devlet olma alışkanlığının getirdiği ön kabullerle yerini sağlama alma alışkanlığı denebilir buna.
Sonuçta iktidarın bir parçası olma yerine, kendilerini parçalayacak bir belirsizliğe tahammül etmeleri kolay değil bu çevrelerin. Bunun asıl suçlusu da aslında devleti demokratik bir zemine oturtmakta hep başarısız kalmış sermayeci, genel sağcı yaklaşım ve politikalar. Liberallerin ve dinci çevrelerin birleştikleri güçlü nokta da bu ve “süreklilik” de, bu kaldıraca dayanarak sağlanmak isteniyor aslında.
Dolayısıyla beklenen çözümlerin ne onların istediği tarzda ve zamanda yapılaması kolay olacak, ne de, bu tek başına, halkın çok boyutlu sorunlarının çözümüne yetecek. Onun için sol siyasetin güçlenmesi gerek. Sosyal demokratları da adam edecek sol bir kavramlaştırma ile siyasetin içinin doldurulması, güçlü bir alternatif yaratmanın becerisini göstermek gerekiyor.Kadrolardaki deneyimsizlik önemli bir engel buna. Zaten gecikmenin sebebi de bu. Ama başka çare de yok. Yoksa miting siyasetiyle dar çevreciliği aşmak mümkün değil. Onun için bu aşama bir anlamda düşünsel bir sıçrama demek.
Kaybedenlerle omuz omuza, hayatın içinden gelecek ve sabırla çalışacak bir sol; bilgiçlik yerine faydayı, kendine özgüvenle korkusuzca savunacak halkıyla ele ele bir sol; birliğin gücüne inanmış ve egolarını aşmış bir sol; günlük siyasete ben de varım diyerek girmeye cesaret edecek bir sol...
Nerde o sol.
21 Haziran 2013 Cuma
BABAMA MEKTUBUM
Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde benim de gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...
-
Geçenlerde bir televizyon programında dinlediğim siyaset bilimci Sezin Öney'in söylediklerine katılıyorum. DEM Parti paralel bir evrende...
-
Kadın cinayetleri bitsin derken Bitmeyen kadın cinayetlerinin ardından idam cezasının yeniden konuşulmaya başlanması korkunç. Kadını koru...
-
Şu silah bırakma hikayesi 2009 yılında AKP yönetimi tarafından ilan edilen “Kürt Açılımı” olarak başlayan görüşmelerden sonra 2015 yılında ...