Türkiye ciddi bir krizin içinden geçiyor. Dün de söyledim, bu sonunda yönetimin gelip dayandığı bir tıkanma. Bunun farkında olmamaları doğal çünkü kendileri böyle olmasını ısrarla savundular ve istemeye devam ediyorlar. Denetlenmeyen bir başkanlık rejimi ve laik geleneğe alabildiğine karşı bir ideolojik tavır...
Bu ikisiyle iktidarı sağlama alma koşullarını kurdu AKP. Baskı ve yıldırma ile muhalefeti ezmeyi, baş eğmeye yatkın bir topluma çok kolay kabul ettirebiliriz diyorlar.
Toplum beğenmese de karşı çıkmayı örgütlü bir mücadelenin geleneğinden çoktandır uzak kaldığı için gerektiği kadar başaramıyor. Demokratik hak arama yollarının alabildiğince tıkandığı bir toplumda yönetim sorunları kriz eşiğine gelmiş, yönetene hesap sorulamayan bir çıkmaza girilmis. Siyaset yapmayı hep başkalarına havale eden hazırcı bir toplum kendine güvenini yitirmiş, kimseye de kolay inanmayan bir çaresizliğe saplanmış.
Durum bu ama zaten biliyoruz böyle olduğunu, asıl sorun bu zorluğu aşıp demokratik yolları bir hak meselesi olarak sonuna kadar kullanabilmekte.
Bekleyen bir toplum yerine isteyen,zorlayan, dayatan bir toplum olabilmekte.
Ateş her alanda kapıya dayanmış. Eski kötü alışkanlıkları, saplantıları bırakarak, sağ duyu merkezinde toplanıp birbirimizi dinleyerek, makul olanın peşinde durarak ülkeyi bu çıkmazdan kurtarmalıyız. Yoksa ülke diye bir şey kalmayacak.