12 Eylül 2022 Pazartesi

AYKIRI BİR KADIN PORTRESİ: FATMA NUDİYE YALÇI

  



Fatma Nuadiye adını kaç kişi hatırlıyordur şimdi? Türk Tiyatro tarihine meraklıysanız biraz araştırdığınızda onun adıyla karşılaşırsınız, ilk kadın oyun yazarı olduğunu öğrenirseniz. Aynı isme Türkiye sosyalist hareketlerinin tarihini incelerken Hikmet Kıvılcımlı ile yan yana heçtiğini görürsünüz. Hatta Nazım Hikmet’i 20 yıla mahkum eden kararın alındığı  Donanma Davası hakkında yazılanları okurken yine Fatma Nudiye adı karşınıza çıkacaktır.

Ne yazık ki bu cesur kadının adı yukarıda yazdığım isimlerin yanında sönük bir profil olarak kalmıştır yıllarca.  Çok yakınında yaşamış, sevgilisi Hikmet Kıvılcımlı bile bu konuda  ihmalkar davranmış, hatta  bazı dostları tarafından haksızca görmemezlikten gelinmiştir. Yazımda buna da değineceğim. Çünkü yakın bir zamana kadar Fatma Nudiye Yalçı adının unutulmasında bu yanlış tutumların payı büyük.

Fatma Nudiye Yalçı’yı hatırlatmak üzere böyle bir yazıya niyetlenirken öncelikle yapmak istediğim şey onun üzerine serilmek istenmiş ölü toprağını kaldırmak için ufak bir katkı vermekti. Ama ayrıca, bir kadının hikayesi üzerinden yaşadıkları dönem için bir hafıza tazlemesi yapmak istiyorum. Nedir bundan kast ettiğim? Okudukça anlayacaksınız.

Fatma Nudiye 1904 yılında istanbul’un Kasımpaşa semtinde doğar. Ailesi ona Nudiye adıyla hitap eder. 1934 yılında soyadı kanunu çıkıncaya kadar yazılarında baba adıyla birlikte Nudiye Hüseyin imzasını kullanır. Fatma Nudiye'nin, elimize bir belgesi geçmemiş olsa da Dame de Sion Fransız Lisesini bitirdiği söylenir. Ancak Yedi Gün dergisindeki bir yazısında Kız Öğretmen Okulu öğrencisi olduğunu belirtir. Üniversitede ise Felsefe bölümünü bitirir. Okuldan mezun olduktan sonra repartuara alınacak nitelikte yazılmış ilk oyun sayılan Beyoğlu 1931 ile Türk Tiyatro Tarihi’ne adını yazdırır.  1932 yılında aydınların ve yazarların buluşma yeri olan  Resimli Ay dergisinde tanıştığı gazeteci yazar Nizamettin Nazif ile evlenir. Evliliği pek uzun sürmez ve 1933 yılında boşanırlar. Bundan sonra hayatına girecek olan insan Türkiye sosyalist mücadelesinde önemli bir isim olan Hikmet Kıvılcımlı'dır.  Kıvılcımlı Marksizim Bibliyoteki isimli bir kitap evi kurarken birlikte çalıştığı kişi Fatma Nudiye’dir. Yayınevinin yayımladığı Marx’ın, “Klasik Alman Felsefesinin Sonu ve Ludwig Feurbach” ve “Enternasyonal Açış Hitabesi” eserlerini  Fatma Nudiye Türkçe’ye çevirir. “Sosyete ve Teknik” isimli telif eseri 1935 yılında yayımlanır. Kitabı Hikmet Kıvılcım’ya ithaf eden Fatma Nudiye, “Boş saatlerini değil, inkılaba bütün bir ömrünü veren Hikmet Kıvılcımlı yoldaşa armağanımdır” der. Cumhuriyet gazetesinde Peyami Safa’nın okuyucularına yaptığı çağrı ile oluşturulan “yasaklanacak kitaplar” listesinde onun da kitapları yer alacaktır. Fatma Nudiye makaleleri ve çeviri kitapları dışında çocuk kitapları da yazar. Gölgenin Çocuğu, Güneşin Çocuğu isimli masal kitapları bunlar arasındadır.

Kıvılcım’lı ile birlikte 1938 yılının Haziran ayında Donanma Davası nedeniyle Askeri Mahkeme tarafından tutuklanırlar. Davada karar 29 Ağustos 1938 tarihinde, yani Zafer Bayramı’ndan bir gün önce açıklanır. Fatma Nudiye 10 yıl ağır müebbet hapis cezasına çarptırılır. Aynı Davada Nazım Hikmet önceki davada verilen hükümle birleştirilip 20 yıla mahkum olur. Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tahir 15 yıla, Kerim Korcan 12 yıla mahkum olurlar. 

Donanma Davasının neden açıldığı, tutuklama ve yargılama sürecinde neler yaşandığı o dönemin siyasasi profilini öğrenmek isteyenler için ayrı bir inceleme konusudur. Sol-Sosyalist muhalefetin nasıl susturulduğunu, insanların nasıl tecrit edildiğini, hain-bölücü yaftası ile nasıl suçlandıklarını öğrenirsiniz.  Fakat burada şimdi konumuz Fatma Nudiye, söyleyeceklerime bir virgül koyup devam edersem şunu hatırlatmam gerek: Fatma Nudiye aldığı mahkumiyet kararı nedeniyle 10 yılını hapishanelerde yatarak geçirmiştir. 

Fatma Nudiye Yalçı, sadece bir oyun yazarı dağildir; aydın kişiliği cesaret zırhıyla örülmüş bir siyasi aktivist, düşünce insanı, çevirmen ve hikaye yazarıdır. Düşünceleri yüzünden ailesi tarafından dışlanmış, annesi dışında kimse ona karşı anlayışlı davranmamıştır. Ne acıdır ki yakın mücadele arkadaşları bile onu pek önemsemezler. Fakat o, kendine olan özgüveni ile ayakta durmayı başarmış, sevdiği adama duyduğu bağlılıktan hayat boyu vazgeçmemiş,  onun siyasi yoldaşı olmuştur. Bu  özgün kadın karakteri ile günümüz kadınları için de örnek sayılacacak biridir Fatma Nudiye Yalçı. Varlıklı bir aileden gelip iyi bir eğitim aldıktan sonra hayatını insanlara fayda sağlayacağına inandığı mücadeleye adayan bir insanın öz yaşam hikayesidir bu. Yaşadığı kahırlı yılların acılarına göğüs gerereken duygularını, bilgisini  başkalarına saklayan fedakar bir kadın, takdir edilmeyi beklemeden, alınganlık göstermeden sadece bildiği yolu ısrarla yürümeye çalışan aykırı bir kişilikten bahsediyoruz. Sevdiği adamın(Hikmet Kıvılcımlı) başkasıyla evlenmesine razı olurken bile onunla dava arkadaşlığını ve dostluk bağını kapartmaz. Hikmet Kıvılcım için de geçerlidir bu söylediklerim. O da Fatma Nudiye’nin son günlerine kadar yanında durur, her fırsatta yardımına koşar.

Hapis yattığı Sinop Cezaevi aynı yıllarda, yine yazıları nedeniyle mahkum olmuş birini daha ağırlar: Dönemin sert muhaliflerinden, yazıları ve edebi eserleriyle ünlenen Sabahattin Ali'dir bu. Hikmet Kıvılcımlı ile birlikte tutuklandıkları Donanma Davası’nın diğer bir önemli adı Nazım Hikmet’tir. Aynı davada yargılanan bir başka ünlü yazar, Kemal Tahir’dir. Bu kuşağın kaderidir: Baskıya uğramak, susturulmak, hapislik vazgeçilmez sonuçlarıdır muhalif olmalarının. 

Fatma Nudiye, 1954 yılında Vatan Partisi kurulurken yine Hikmet Kıvılcılı ile birliktedir. Partinin kültür ve edebiyat kolunun yöneticisidir, devamlı yazılar yazmakta ve geziler düzenlemektedir. Demokrat Parti’nin iktidarının son yıllarıdır artık. Öne çekilen 1957 seçimlerinde partisi adına miting meydanlarına çıkıp konuşma yaparlar. Mitinglerde de başı beladan kurtulmaz, zaman zaman saldırıya uğrarlar. Hatta birisinde atılan bir kremit parçası ile boğazından yaralanır. 

Kıvılcımlı 1957 yılının Kasım ayında tutuklanınca partinin başına onun geçmesini önerir. Fakat Kerim Korcan buna karşı çıkar. Karşı çıkmakla kalmaz partiden ihraç edilmesini sağlar. Yalçı’yı partiyi yönetebilecek  ehliyette bulmamakta, onu yazı işleriyle uğraşan amatör biri olarak hafife almaktadır. Kerim Korcan’nın bu cinsiyetçi,  erkeksi tavrı aslında kişisel rekabetin geldiği boyutlar açısından ibret  vericidir.

1957 yılı tutuklamalarla geçecektir. Fatma Nudiye de tutuklananlar arasındadır. Artık 53 yaşına gelmiştir. Hapisten çıktıktan sonra nispeten hayatının durgun bir dönemi başlamıştır. Babasının emekli maaşı ve sattığı arsadan elde ettiği gelir ile hayatını sürdürmeye çalışır. Ama hala Hikmet Kıvılcım’la ilişkisi devam etmektedir. 1965 yılında guatır hastalağına yakalanır. Kıvılcımlı ona Romanya’da tedavi olması için yardımcı olur, bir doktorun adresini verir. 27 Kasım 1965 tarihinde yeğenleri ve kuzeni tarafından Sirkeci garından Bulgaristan’a gitmek üzere uğurlanır. TKP’nin Laipzig kadrolarında çalışan Gün Benderli anılarında Yalçı’nın bu dönemine ait bilgiler aktarır. Bir süre TKP’nin Bizim Radyo yayınlarında çalışan Yalçı daha sonra Zeki Baştımar ve İsmail Bilen tarafından Bulgaristan’a gönderilir. Kıvılcımlı’nın arkadaşı olması ikisinin de  başından beri hoşuna gitmemektedir. Bir keresinde kendisi ve Kıvılcımlı hakkında hakeret sayılacak sözler sarfeden İsmail Bilen ile tartışır, ona “Kıvılcımlı senin boyun kadar kitap yazmıştır” diyerek tepki gösterir.

Bulgaristan’a döndükten sonra hayatını kaybeceği 1969 yılına kadar Varna’da yaşar. Ölümünden bir süre önce kendisine ziyarete gelen yeğeni onu sağlıklı ve rahat gördüğünü söyler. Hatta ölümünden bir ay önce yeniden buluşmalarında vefat eden teyzesinin eşyalarını teslim eder. Daha sonra Fatma Nudiye yaşadığı misfairhanenin banyosunda ayağı kaydığından düşer ve vefat eder. Ancak ölüm nedeni bir sır perdesine bürünür.  Çünkü bir çevirmen olarak tanındığı bu yerde başka çevirmenlerin de aynı şekilde, banyoda düşerek öldüğü söylenir.

Son olarak Yalçı’nın hayatını anlatan, Bilgesu Erenus’un yazdığı  Yaftalı Tabut oyunundan bahsetmek gerekiyor. Bu eser 21 Mart 2017 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından oyun repartuarına alınır, ama oyunun sahnelenmesi ertelenir. Yaklaşık 4 yıl sonra 6 Ekim 2021 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’inde sahnelenir. Oyunun Yönetmeni Yelda Baskın Yaftalı Tabut oyunu için hazırlanan tanıtım broşüründe şunları söyler:

“Yaftalı Tabut, onca yıl adı anılmayan/unutulan Türkiye’nin ilk kadın oyun-öykü yazarı, çevirmen, aktivist Fatma Nudiye Yalçı’yla buluşup tanışmanın; “kendi toprağımızda kendimizle yüzleşme”nin öyküsünü aktarıyor. Nudiye Hanım hakkında araştırma yapmaya başladığımda, zamanının çok ötesinde, her şart ve koşulda mücadeleci, üretken bir yaşam süren, gerçek bir devrimci ile karşılaştım ve bu 2020’lerin Türkiye’sinde yaşayan bir kadın olarak beni çok etkiledi ve güç verdi. Oyunda geçen yıllar dünyanın kabuk değiştirdiği zor zamanlar; art arda savaşlar, imparatorlukların yerini alan ulus devletler, salgın hastalıklar, işçi ayaklanmaları, büyük ekonomik buhran ve haklarını alabilmek için isyanda olan kadınlar… Kuruluşundan 97 yıl sonra bir tiyatro metni aracılığıyla Cumhuriyetin ilk yıllarına bakmak, oyunun önemli sahnelerinin tarihimizin kritik dönemeçlerine denk geldiğini görmek, geçmişimiz ve bugünümüz üzerine sorular sormak oyunun zeminini oluşturuyor. Bugünümüz geçmişimiz / geçmişimiz bugünümüz… Nudiye Hanım ve çevresindeki Hikmet Kıvılcımlı, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Nazif Tepedelenli gibi kıymetli isimlerin kılavuzluğunda tarihte bir yolculuk yapmak bizlere eşsiz bir prova deneyimi sundu. Dramaturg Gökhan Aktemur’la birlikte yaklaşık bir buçuk yıllık bir araştırma, dönem tahlili ve karakter çözümlemesinin ardından, elimizdeki tarihsel-güncel birikimi, oyununu sahnelemekten onur duyduğum Bilgesu Erenus’un metni üzerinden, yaratıcı ekip ve oyuncularımızla her kesimden seyirciye ulaştırmayı amaçladık. Nudiye Hanım’ın mirası öncelikle kadınlara; oyunumuz ise artık seyirciye ve oyunculara emanet… Yaftalı Tabut gideni anma değil var oluşunu kutlama oyunudur. İyi ki doğdunuz Fatma Nudiye Hanım.”

Kaynaklar:

Canan Özcan, Kadınlar Hep Vardı, Türkiye Solunda Kadın Potreleri. Dipnot Yayınları, 2017.

https://www.krttv.com.tr/kultur-sanat/turkiyenin-ilk-kadin-oyun-yazari-fatma-nudiye-yalci-nin-h95875.html

https://gazetekarinca.com/ilk-tiyatro-yazari-omrunu-mucadeleye-vermis-bir-kadin-fatma-nudiye-yalci/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Fatma_Nudiye_Yalçı

Abdullah Köktürk, Donanma Davası ve Nazım Hikmet. Piri Reis Ünversitesi

https://siyasihaber9.org/sabahattin-alinin-roman-ve-hikayeleri-uzerine 


BABAMA MEKTUBUM

Keşke ben biraz daha genç olsaydım sen de erken ölmeseydin baba babalar gününde  benim de  gününü kutladığım bir babam olsaydı keşke. Seninl...